30 Ocak 2011 Pazar

Defterdar İbrahim Paşa Camii

Defterdar İbrahim Paşa Camii'nin en önemli özelliklerinden biri, denize sıfır olması. Yapılacak ufak iskele sayesinde, sandalla yapılan bir Boğaz sefasının ardından namaz kılmaya gidebilirsiniz.

Kuruçeşme'deki Defterdar İbrahim Paşa Camii'nin, bir penceresinden Fatih Sultan Mehmet, diğerinden Boğaziçi Köprüsü görülüyor. Uzun süren terkedilmişliğin ardından restore edilen cami, şimdilerde zarafetiyle Boğaz'ın nadide eserlerinden.
Boğaz'da, iki köprü arasında kutu gibi bir cami... Kuruçeşme'de yolun biraz aşağısında kalır, taş külahı selamlar önünden geçenleri. 17. yüzyılda Defterdar İbrahim Paşa tarafından yaptırılmış. O günden bugüne geleni, gideni, uğrayanı neredeyse yok gibi. Cemaati derseniz, cuma günleri belki... Aslında en başından belliymiş kaderi. Yapıldığı tarihte çevresinde gayrimüslimler yaşarmış. Civarındaki 200'e yakın dükkânın birçoğu meyhaneymiş. Şimdi de İstanbul'un iki eğlence merkezi Reina ve Sortie arasında kalıyor. Geceleri yanından yüzlerce insan geçiyor ama kimse varlığının farkında değil.
Defterdar İbrahim Paşa Camii, geçtiğimiz yıla kadar kaderine terk edilmiş, Boğaz'a küskün bir camiydi. En son 1941 yılında onarımdan geçmiş, o günden bugüne el sürülmemişti. Hırsızlar değerli tablo, saat ne varsa alıp götürmüşlerdi. Çatısı çökmüş, sıvaları çatlamış, ahşap dış cephesi parçalara ayrılmıştı. Hazin manzarası, "Herhalde bir gün yıkılır, yerine bir eğlence merkezi daha yapılır." diye düşündürürdü insana. Ama öyle olmadı. Tam bir yıl önce, Defterdar İbrahim Paşa Camii'nden yükselen ve Boğaz'a dalga dalga yayılan çekiç sesi, terk edilmişliğe ve küskünlüğe son verdi. Eser, İstanbul'la yeniden barıştı. Acıbadem AŞ ve Vakıflar Genel Müdürlüğü arasında düzenlenen protokolle restorasyon çalışmaları başladı. Bugünlerde restorasyon bitmek üzere. Cami baştan aşağı yenilenmiş, güzelliği gözler önüne serilmiş. Şimdi bahçe düzenlemesi yapılıyor.
Bir pencerede Fatih Sultan Mehmet diğerinde Boğaziçi Köprüsü...
Yolun biraz aşağısında kalan camiye merdivenlerden iniliyor. Merdivenlerin bitiminden sağa döndüğünüzde caminin kuzey kapısını görüyorsunuz. Genellikle giriş için bu kapı kullanılıyor ancak vaktiniz varsa biraz dolaşıp güney kapısından girmenizi öneririz. Denize sıfır bu kapının üzerinde, 1832 tarihli celi talik hatla yazılmış bir kitabe var. Ayrıca iki köprüye ve Beylerbeyi Sarayı'na bakan manzara da görülmeye değer. Kuzey kapısından içeri girdiğinizde son cemaat yeri solunuzda kalıyor. Son cemaat yerinde iki pencere arasında mihrap bulunuyor. Sağ taraftan ise muhteşem oymaları olan ahşap bir merdivenle kadınlar ve hünkâr mahfiline çıkılıyor. Şu anda dinlenme yeri olarak kullanılan hünkâr mahfilinin yanında imamın dinlenebileceği ve kamera denetimlerinin yapıldığı kontrol odası var.
Kare planlı harime girdiğinizde, dalgalı perde motifleri olan mihrabın solunda ahşaptan yapılmış yeşil bir vaaz kürsüsü, sağında da oymaları ve altın varak boyamalarıyla hayranlık uyandıran minber göreceksiniz. Kendinizi ufak bir kutunun içindeymiş gibi hissettiğiniz bu bölümün 3 yanı, büyük pencerelerden ışık alıyor. Bir pencereden Fatih Sultan Mehmet, diğer pencereden Boğaziçi Köprüsü görülüyor. Kâgir (taştan yapılan) bir yapı olan caminin harim bölümünün tavanı ise ahşap. 1 yıl önce yağmur sularının damladığı, çürümeye yüz tutan tavanın onarılmış halini ve süslemelerini üst kattan inceleyebilirsiniz.
Caminin yalnız içi değil, dışı da bir hayli değişmiş. Dış cephe, ahşap kaplanarak beyaza boyanmış. Camiyi çevreleyen duvarların temizliği yapılmış. Eski tuvaletler yenilenmiş. Lavabolara sıcak su tesisatı döşenmiş. Abdest alınan yerlere büyük aynalar yerleştirilmiş. Camiye inen merdivenlere ve bahçeye taşlar döşenmiş. Böylelikle yıllardır sandal sahiplerinin işgali altında olan ve harabeye dönen bahçe, temiz bir görünüm kazanmış.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder