26 Eylül 2011 Pazartesi

Hünkâr Sultan I. Ahmed Han Kimdir?

Bu mabede önce karar veren sonra yerini bulan parasını veren ve başında durup yaptıran kişi kimdi. Gencecik bir delikanlı temelleri attırdığında bile henüz on dokuz yaşında, Cami fikri aklına düştüğünde bundan da genç, 14 - 15 inde.
14 yaşında tahta çıkmış eskilere (ve nedense, önemli kişilere) kaderin çizmeyi adet edindiği bir grafiğe uygun olarak yaşamında bir rakkamın da garip bir rolü ve tekrarı olmuş. 14 yaşında tahta çıkıyor padişahların 14 üncüsü oluyor. 14 yıl saltanat sürüyor topu topu 28 yıl yaşamış ama oda iki kere 14 eder ya. Genç ama epeyce de azimli. Babası III. Mehmet ansızın ölünce, Sarayda derhal düzeni koruyup tahta o gece kendisi oturuyor ve Sadaret Kaymakamı ( Yani Başbakan Vekili) Kasım Paşaya bir Hatt-ı Hümayun gönderiyor;
"Sen ki Kasım Paşasın, Babam Allah emriyle vefat eyledi ve ben taht-ı saltanata cülus eyledim. Şehri muhkem zapteyleyesün. Bir fesad olursa senin başunu keserim!"

Ama bunun yanında, iyice de Osmanlı: Yani şair. Şiirlerinde kullandığı mahlası (yani takma adı), Bahti. Bu da ebced hesabıyla tahta çıktığı yıl olan 1012 yi gösteriyor. Bir kısım şiirleri, hamasi, dönemine ve de mevkiine uygun olarak duygularını o kalıplara döküyor. Doğuya ve Batıya gönderdiği ordularının peşinden şöyle dualar ediyor:


İlahi! canibeyne salmuşum ben iki serdarı
Kerem kıl, düşmanı kahreyle, mansur eyle anları

Biri, şol Çar-yarı sevmeyen zalimleri kırsın,
Biri varıp helak itsen, senin emrinle, küffara!

Bir kısım şiirleri lirik:

“Neruz erişse yad edüp ol eski demleri,
Her kimse asla,dadını,bu rüzgardan”

Lirizminin yanında da koyu bir dindar. Peygamberin ayağını temsil eden bir figürü mücevher olarak yaptırıp,sarığının sorgucu olarak taşıyor.
Mutlu bir askeri olay Zitvatorok barış anlaşması bölgeye ve Osmanlıya bir rahatlama dönemi açıp devletinin prestijini tekrar perçinleyince Allah’a bir teşekkür belgesi olmak üzere taht şehrinde o zamana kadar görülmemiş güzellikte bir mabet yükseltmeyi aklına koyuyor.
Baş motifi ve tutkusu,kulluğunu kanıtlayabilmek üzere o zamana kadar yapılmış olan camilerin en büyüğünü ve en güzelini yapmak ve özellikle de Ayasofya’yı geçmek Buna bir de nam-ü şanını kıyamete kadar yaşatacak bir eser bırakma ihtirası hiç çekinmeden eklenebilir. Çünkü hemen bütün taç sahiplerinde hatta elinde imkan ve kudret olan pek çok insan oğlunun içinde böyle bir tutku vardır ve yaşamıştır. İyi ki de vardır. Çünkü olağan dışı pek çok eserde ancak o sayede meydana çıkabilmiştir.
17.yy İngiliz’in gözü ile Caminin”banisi” genç Hünkârı seyredelim: Sultan içinde bulunduğumuz şu 1610 yılında 23 yaşlarındadır. Güçlü kuvvetli, boyu posu yerinde, fakat şişmanlığa büyük eğilimi olan bir kişi... Sultanın yüzü ve hatları da ona göre dolgundur. Sadece gözleri olağan üstü büyüklükte olup bu Türklerde en makbul, en güzel göz olarak nitelendirilir. Solgun, durgun ifadesi yüzünün en belirgin özelliği olarak göze çarpar. Üst dudağında bıyık namına bir tutam seyrek kıl, çenesinde de daha seyrek koyu renkte kıllar vardır. Sultanın görünüşü de, imparatorluğun genişliği oranında heybetli ve azametli... Bununla beraber, sarayında üstünde kitabeler yazılı direklerin arasından büyük bir demir küreyi atması, onun gücünü ve idmana yatkınlığını gösterir.



İSTANBUL’DAKİ  DİĞER CAMİLER

 




· ÜLKELERDEKİ CAMİLER
                                   




Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme