25 Eylül 2011 Pazar

Sultan Ahmed Camii'nin Mimari Yapısı

Sultan Ahmed Camii, kareye yakın iki plandan oluşmakta; bunun birini avlu diğerini de harim meydana getirmektedir. Cami, yüksek bir su basman üzerindedir. Mimar Mehmet Ağa’nın camiin zeminini yer seviyesinden yükselttiğine bakılırsa onu belli bir seviyeden itibaren çevreye göstermek istediğine şüphe yoktur. Ayasofya’nın karşısında yapacağı binanın, daha yüksek görünmesini istediği anlaşılabilir.
Bunun için, camiin yalnız iç avlu ve harimi için bir set yapılmıştır. Ayrıca Ayasofya’nın civarında duran bir insanın, camii nasıl göreceği çok iyi hesaplamıştır. Çünkü Ayasofya’nın Sultan Ahmed Camii’nden görünüşü, kitleli, oturaklı, masif bir etki yapmasına rağmen, Sultan Ahmed, haram ve avlu kesimi ile panoramik pramidal bir siluet vermekte ve silueti de altı minare yere raptetmektedir. Böylece Ayasofya yönünden Sultanahmed’e ince zarif bir siluet kazandırılmak istemiştir. Mimar Mehmed Ağa’nın mümtaz bir mimar olduğunu söylemeye gerek yoktur. Egli ‘nin dediği gibi, Mimar Mehmet Ağa da, dahi bir mimardır. Bu bakımdan eserini Ayasofya’nın karşısına koyduğu anlaşılabilir. Sinan, Dikkat edilirse, Ayasofya’yı kendi başına bırakmıştır.


Camiin önünde ve iki yanında geniş bir dış avlusu olup bunun çevresi pencereli duvarlarla çevrilidir. Bu avluya, üçü cephede olmak üzere sekiz kapıdan girilir. Şadırvan avlusu 26 adet granit mermer ve porfir sütuna oturtulmuş, 30 kubbe ile çevrilir. Mermer döşemeli bu geniş sahanın ortasında altı mermer sütunlu şadırvan, sahanın azametini gösterir. Şadırvanın kemerleri, kabartma olarak rumi geçmelerle ve köşebentleri yine kabartma lale ve karanfil motifleri ile bezelidir. İç avluya, biri cepheden ve ikisi yandın olmak üzere her biri merdivenli üç kapıdan girilmektedir. Bu kapılarla dış avlunun cümle kapısı, o zamana kadar benzeri görülmemiş bronz kapılardır. Bu kapıların başka yerlerden getirildiği iddiaları yanlıştır; İstanbul’da yapılmışlardır.

Cami harimi, kareye yakın bir planda olup 64x72 boyutlarındadır. Bir esas kubbe ile dört yarım kubbeden meydana gelmiştir. Yarım kubbeler eksedralarla yeniden genişletilmiştir. 33,60 m. Çapındaki esas kubbe 5m. Çapında ve yuvarlak dört fil ayağı üzerine oturtulmuştur. Camiin harimine adım atar atmaz ilk yarım kubbenin yukarı çıkan meyli, gittikçe esas kubbeye doğru yükselir. Böylece göz kayar ve yerden 43 m. Yükseklikteki kubbeye varır. Aslında Mimar, son cemaat yerinin 9 küçük kubbesini diğer klasik dönem camilerinden daha küçük olarak, harim içinin muazzamlığına bir kontrast sağlamak istemiştir. Bu ilgi çekici mekanın muazzam boşluğunu sınırlayan duvarlarını ince bir çininin kapladığı ve vitrayların da renk renk aynı bir yansıma yaptığı düşünülürse, yapı içinin irrasyonel bir hava yaratacağı ve bunun dini bir yapı için ne derece gerekli olduğu anlaşılır.

Sultan Ahmed’in iç mekanı, nerede bulunursa bulunsun, her yerden, bütün mekana hakim bir görüş sağlayabilmektedir. Kubbeden aşağıya doğru mekan gittikçe yayılmaktadır. Bu pramidal yükselme ve yayılma sonucunda göz yanlara ve yukarıya doğru aynı mesafelere ulaşmaktadır.

Camiin su basmanı üzerinde olması ve kubbe yüksekliği dolayısıyla pencereleri fazladır. Böylece cami içini süsleyen binlerce çini ve kalem işleri tatlı bir ışık altında görülmektedir. Fakat bugün, döneminin alçı pencereleri kalmadığından ışık, munis durumunu kaybetmiştir. Camiin sol köşesinde hünkar mahfili bulunmaktadır ki, bunun mozayik ve yeşim süslemeli mihrabı, sedefli kapısı, türkuvaz üzerine altın yıldızla yazılı çinileri başka bir yerde görülmez. Hünkar Mahfilinin pencereleri üzerindeki cam göbeği çinilerin güzelliği, tam bir sadelik ve zevkle işlenmiş olan mihrap tacı, mihrabın iki köşesinde, koyu yeşil fon üzerindeki yaldızlı kabartma çiçeklerin nefaseti ve istalaktitin altına yerleştirilen yeşim tezyinat camideki süsleme üstünlüğünü son sınırına eriştirmektedir.

Bilindiği gibi doğuda ortaya çıkmış olan çinicilik, 16. yüzyılın ilk yarısına kadar Selçuklu çinileri esasına uygun veya ufak bazı değişikliklerle devam etmiştir. Fakat Türk mimarisinin yükselmesi, özellikle Süleymaniye gibi şaheserlerin yapılması aynı zamanda ona layık mimari bir tezyinata ihtiyaç doğurmuştur. İlk büyük eserlerini Süleymaniye’de ve yanıda ki türbelerde gördüğümüz çinilerin en nefislerini Selimiye, Sokullu, Rüstem Paşa ve Piyale Paşa Cami’leriyle, Topkapı Sarayında görürüz. Bu çiniler gerek sır, gerekse renk ve desen bakımlarından parçalardır.

Fakat Sultan Ahmed Camii’ndeki çiniler yalnız Topkapı Sarayındakiler istisna olmak üzere çeşitlilik bakımından bunların hepisin den üstündür. Bu çeşitliliği aynı zamanda miktarın çokluğu da temin etmektedir. Sultanahmet’te, her biri 16-18 akçeye satın alınmak üzere 21043 çini harcanmıştır. Beyaz zemin üzerine çeşitli renklerle meydana getirilen panolardaki selviler, laleler, sümbüller, nar çiçekleri, Rumiler, üzüm salkımları Sultanahmet camiindeki güzelliği sağlayan ve ancak Türk çiniciliğine mazhar olan varlıktır. Tahsin Öz, bizzat kendi incelemeleri sonucurda, 50’ den fazla muhtelif desende çininin bulunduğunu ve bu benzerine rastlanmayan durumun tezyini sanatlar için bir hazine olduğunu söylüyor.

Sultanahmet Camiinin, türbe, medrese imarethane, tabhane, kasr-ı hümayün, mektep, sebiler ve fevkani odalarla, tahtani dükkanlar vardır. Caminin en önemli özelliklerinden biri de bir yerde görülmeyen minare sayısıdır. Dördü üç, ikisi de ikişer şerefeli altı minaresi vardır.

İSTANBUL’DAKİ  DİĞER CAMİLER

.....

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme