29 Eylül 2011 Perşembe

Indodeero Camii, Somali

( Indodeero Camii, Somali)
Indodeero Mosque

DahabShiil Mosque, Somali

 DahabShiil Camii
(DahabShiil Mosque)

LAS ANOD (Laascaanood) Jaamaca Camii, Somali

LAS ANOD (Laascaanood) Jaamaca Camii, Somali
Somali'nin LAS ANOD şehrindedir.

ERİGABO (Erigavo, Ceerigaabo) Merkez Camii, Somali

ERİGABO (Erigavo, Ceerigaabo) Merkez Camii, Somali

Burao (Burco) Merkez Camii, Somali

Burao (Burco) Merkez Camii, Somali

28 Eylül 2011 Çarşamba

Sultan 1. Ahmed’in Ayasofya Ziyaretleri

Sultan saray dışına her on beş günde bir cuma namazına gitmek yahut ta sair günlerde başka vesilelerle, bütün saltanatı ile çıktığı zaman alemde misli görülmemiş, insanoğlunun yaratabileceği en muazzam bir görünümde, hatta denilebilir ki erkekliğin en yüce noktaya yükseldiği harikulade bir şaşaa ile çıkar. Sık sık ziyaret ettiği Ayasofya mabedi, sarayın dış kapısına bir taş atılışı kadar yakın olmasına rağmen her çıkışında sultan, en az bir süvari alayı ile çıkar. (bundan başka, bu kadar kısacık bir mesafede geçen törende muhafız alayının okçuları ve piyadeleri) katılmakla yol boyu, her iki taraftan içten ve dıştan kırmızı cüppeleri, başlarındaki uzun süslü külahları ile kapıcılar yeni çeriler sıralanıp yolu koruma altına alırlar. Alayın en önünde atlarının üstünde, altın yaldızlı tören asaları ile çavuşlar, onların arkasından (oda başı, karakollukçu) gibi yeniçeri subayları ve yeniçeri ağası, arkadan da sipahi ümerası, onlarında arkasından sancaklar gelir.

SULTAN AHMED CAMİİ, FATİH, İSTANBUL

Sultan Ahmed Camii'ndeki Bayram ve Mevlid Törenleri

Bunlardan birisi bayram namazlarının evleri çok yakın olan padişahlar tarafından çoğunlukla burada kılınmasıdır. Hanedanın batı etkisi rüzgârlarına kapılıp Topkapı sarayını terk ederek Dolmabahçe sarayına geçecekleri 1850 li yıllara kadar kimi padişahlar Ayasofya da kimisi mavi camide kıldıkları bayram namazından sonra saraya geldikleri gibi büyük bir alayla geniş bir tören geçidi ile dönerlerdi. Bayramlardan önce mavi caminin sahnelik ettiği başka bir tören rebiül-evvel ayının 12. gecesinde peygamberin doğum tarihinde mevlit okuma merasimleriydi. Bu törene bütün devlet erkânı resmi kıyafetlerini yani günümüz değişiyle grand üniformalarını giymiş olarak katılırlardı. bütün davetliler yani devlet ricali ve ulema sınıfı ileri gelenleri yerlerini aldıktan sonra sadrazam gelir o sırada ayağa kalkmış olan herkese selamlar vererek mihrabın önüne konmuş olan seccadesine otururdu. En sonra gelen padişahdı. Devletin ilk yüzyıllarında herkesle beraber namazlarını kılan padişahlar daha sonra Bizans imparatorlarının saraylarında hükümet toplantılarında uyguladıkları tören usullerini alarak ibadetlerinde de kendilerini yönetici sınıflarından ayırmışlardı.

Sultan Ahmed Camii İle Süleymaniye Camii'nin Karşılaştırılması

 Sultan Ahmed Camii
Her iki yapıda da ortak olan mimari bileşenlerin başında yan cephenin strüktürel kuruluşa bağlı düşey bölünüşünü belirleyen ve alt yapıdan kubbeye yükselen strüktürel kuruluşun görsel açıdan da süreklilik kazanmasını etkileyen payanda yapıları gelmektedir. Bilindiği gibi payanda yapılarının camii nin tüm kütlesel etkisi içinde belirgin plastik değerler değerlendirilmesi ilk kez Süleymaniye camisinde gerçekleşmiştir. Sultanahmet Camii uygulanmasında genel çizgileri ile Süleymaniye Camisi payanda düzenine bağlı kalınmış fakat kademelerin yükseklikleri köşe kulelerine oranları gibi ayrıntılarda farklı öğeler kullanılmıştır. Ayrıca Sultanahmet camisinde payandaların duvar üstündeki ilk kademelerinde yer alan kubbeli odalarla köşe kuleleri arasında sürekli iç merdivenler düzenlenerek payanda yapılarının iç bağlantıları geliştirilmiştir.

Sultan Ahmed Camii'ndeki Işıklandırma

Bina, dışarıdaki gün ışığını, içerisine 260 pencereden aktarır. Pencereler, ilk yapılışta çiçek motifleri ile bezeli renkli vitraylarla örtülüydü. Yani düz pencere camı yoktu ve bu renkli cam işlemeciliği olabilecek en üst kalitede idi. Bu özelliği mabedi o tarihlerde gezmiş olan bütün yabancı gezginler fark etmişler ve pencerelerdeki bu renk oyunu buluşuna ve onun uygulama kusursuzluğuna hayran kalmışlardır. Bu güzellik 18 yy la kadar renkli vitrayların devam ettiğini ve 1700 lü yıllardan sonra bunların çoğunun kırılıp adi beyaz camla değiştirilmesini iç mimari açısından bir kayıp olduğu, çünkü vitrayların renklendirip halılar ve çiniler üzerine tül tül döküldüğü ışıkların içeride meydana getirdiği o büyülü ve esrarlı atmosferin düz camlarla kaybolduğu görülmektedir.

Minarelerdeki Mahyalar

Caminin minareleri ile ilgili bir rivayete göre Fatih Camii müezzinlerinden Kefeli hattat Hafız Ahmet Sultanahmet camiinin iki minaresi arasına asılmak üzere ortasında yazı olan tasviri bir çerçeveye çok güzel bir işçilikle işleyerek bunu padişah I.Ahmet e hediye etmiştir. Padişah bundan çok hoşlanmış dini hükümlere uygun olmak şartıyla Ramazan gecelerinde minareler arasına bu çevredeki gibi mahyalar kurulmasını istemiş, böylece bu yenilik ilk defa Sultanahmet Camiine tatbik edilmiştir.

Sultan Ahmed Camii'ndeki Hat Eserleri

Caminin yazılarını devrinin hat üstadlarından Diyarbakırlı Seyyid Kasım Gübari yazmıştır. Bir pirinç tanesi üzerine mikroskobik yazı ile ihlâs-ı şerif yazma başarısından dolayı 'GÜBARİ' lakab-ı verilmişti. Bu pirinç tanesi bugün Topkapı müzesi'nde muhafaza edilmektedir.

Sultanahmet Camii'nin Minareleri

Osmanlı'da altı minaresi olan yegâne camidir. Minarelerin dördü üçer ikiside ikişer şerefelidir.
Bu caminin inşaasından evvel altı minareli camii yalnız Mekke Camii olduğu için şerefini muhafaza etmek üzere Mekke camine yedinci olarak bir minare ilave edilmiştir.
Minarelerin 16 şerefeli olması muhtemelen I.Ahmet'in kaçıncı padişah olduğunu gösterir.
1.Ahmet, 14'üncü padişah olduğu halde şerefelerin sayısı 16 ise de Yıldırım Beyazıd in oğulları Emir Süleyman ve Musa Çelebi de padişahlar arasına katılmıştır.
Sultanahmet camii minarelerinde kürsüler gayet sadedir Sinan in son eserlerinde görülen bu temayül burada had şeklini almıştır.

Sultanahmet Camii'nde Taş Oymacılığı Sanatı

Bu sanatın en güzel parçaları Sultanahmet Caminde bulunur. Cami dış avlusunu duvarlarının bir kurdela gibi süsleyen narin kabartma tezyinattan başlarsak gaye erişmek pek zorlaşır. Hünkâr mahfilindeki mihrap cidden nefisdir. Mihrabın tacı tam bir sadelik ve ince bir zevkle işlenmiştir. Etraf süveleri siyah sarı ve kırmızı damarlı sekiz köşe nadir taşlarla mozaik işlenmiş ve bunların arasında yıldızlar meydana gelmiştir. Mihrabın iki köşesindeki koyu yeşil fon üzerine altın yaldız kabartma çiçekleri nefasetini istalaktitin altına yerleştirilen yeşim tezyinat son hadde erişmektedir.

Sultan Ahmed Camii'ndeki Sedef İşleri

Bilindiği gibi külliyenin mimarı Sedefkâr Mehmet ağa sedefkârlıktan yetişmiş ve bu konuda çok başarılı kişiydi. Caminin kapı pencere kürsü rahle gibi çeşitli elemanlarının işlenmesinde onun doğrudan katkısı olup olmadığı kesinlikle bilinmemektedir. Bu güne sağlam olarak ulaşan parçalarda genel olarak geometrik desenler görülmektedir.

Camideki Taş İşçiliği

Cami içinde ve dışında birçok öğede kullanılan taş türüne ve kullanılış biçimine göre farklı bezeme özellikleri göstermektedir. daha çok dış kaplamalarda kullanılan küfeki taşı ile kolon olarak işlenen ve breş bloklarında yüzeylerinin düzgün olmasıyla yetinilmiş oyma yapılmamıştır. Taş işçiliği özellikle mermer üzerinde yoğunlaşmıştır. Sütun başlıkları, öğeler, cami anıtsal giriş mukarnasları ve silmeleri mihrap gibi çeşitli öğelerde özenli bir işçilik dikkati çekmektedir. Büyük kubbe yarım kubbeler ve köşe kubbeleri ayaklarındaki mermer kaplama eğrisel ve düz çıkıntıları olan plaklardır.

Camide Kullanılan Altınlar

Sultanahmet’in altın minareli bir cami yaptırmak istediği konusundaki rivayetleri gerçek dışıdır. 4 minarenin külahlarının altın kaplanmış olması halk arasında bu tür hikâyelerin çıkarılmasını etkilemiş olabilir. İnşaat defterindeki kayıtlara göre minare külahlarına 800 pencere dolap ve kapıların altın yaldızlarına 522 altın harcanmıştır.

Camide Kullanılan Gümüş

Sultan Ahmed Camii'nde Gümüş, büyük kubbe ve köşe kubbe alemlerini kurşun örtüye kaynak yapmakta kullanılmıştır.

Sultanahmet Camii'nin Çinileri


Sultanahmet Camisi duvar kaplamasında kullanılan çiniler aynı desenli karoların getirilişiyle oluşan panolar yada değişik parçaların birleşimiyle ortaya çıkan büyük desen komposizyonları olarak düzenlenmiştir. Kullanılan renk ve düzenler çinilerin yapılış tarihi ve yapıldıkları atölyelere göre farklılık göstermektedir. İznik ve Kütahya atölyelerinin 16. yy sonu ve 17.yy başı ürünleri olarak tarihlenen çinilerde zengin bir renk çeşitlenmesi göze çarpmaktadır. kare parçalarda beyaz, dikdörtgen biçimli bordür çinilerde lacivert çini üzerine işlenen asma dalı enginar, erik, narçiçekleri, karanfil, nane madalyon vari çiçek grupları, menekşe, mine, sümbül ve yaseminler, üzüm salkımları, ağaç ve yapraklarda firuze, gri, kahverengi, kırmızı, mercan ve mühür, lacivert, mavi, mor, siyah, yeşil gibi renklerin tonları kullanılmıştır.

Caminin Bezeme Özellikleri

Sultanahmet camisi yapıldığı dönemin en başarılı ustalarının çalışmalarını ve belli başlı sanat dallarının uygulamalarını bir araya toplayan bir anıt olarak dikkati çekmiş olmalıdır. Cami yüzeyinin büyük bir kısmının kaplayan kalem işleri ve yazılar yenilenmiş, desenleri dışında bir özellikleri kalmamıştır.

27 Eylül 2011 Salı

SULTAN AHMED CAMİİ'NİN YAPIMINDA KULLANILAN MALZEMELER

Mastaki ve Sandalos

Sakız adasında yetişen mastik ağacından çıkarılan mastaki ile sandaloz olarak adlandırılan adıç reçinesi gibi cila yapımında kullanılan maddeler muhtemelen çeşitli ağaç kısımları için gerekli cilanın yapımında ham madde olarak kullanılmıştır.

İsvidaç

Bir kurşun birleşiği olan üstü beç örte kuvveti en fazla olan beyaz toz boya olarak bilinmektedir. Yapım için alınan 5 okka üstübeçin kullanılışı konusunda açıklama yapılmamıştır.

Zift

Satın almalar arasında yer alan 45 okka ziftin kullanılış amacı ve yeri belirlenmemiştir.

Tutkal

Muhtemelen kapı pencere kanatları kürsü rahme gibi çeşitli ahşap elemanların birleşimlerinde kullanılmak üzere yaklaşık olarak 71 kg tutkal-ı mahi satın alınmıştır.

Saman

Bilindiği gibi samanın bağlayıcı madde olarak sıva içine katılması geleneksel bir usuldür.


Keçe

Keçeha-i hamam deyimiyle kullanıldığı yapı kesinlikle belirlenen keçe sıcak su borularının yalıtımında kullanılmıştır.


Keten

İnşaat defterindeki keteni sıva ve keteni rah-ı ab ve keten-i kenevir ifadesinden anlaşıldığına göre keten liflerinden sıva yapımında ve su yolları izolasyonunda yararlanılmıştır.


Pamuk

Yukarıda da belirtildiği gibi lökün yapımında kullanılan pamuk pembe adı altında satın alınmıştır.

Lökün

Hamam için gerekli diğer malzeme ile birlikte satın alınan lökün taş kireç bezir yağı ve pamuğun döğülerek karıştırılmasıyla elde edilen bir harçtır. su künklerinin birleşme noktalarında doğrudan doğruya harç olarak veya keten lifi üzerine sürülerek kullanılırdı.

Alçı

Alçı pencerelerde kullanılan alçı boyutu ve ağırlığı belirtilmeyen kelleler halinde satın alınmıştır.


Badana

Duvarlarda ve kalem işi dekorasyona zemin hazırlamak üzere örtü elemanlarında kullanılan badana miktarı tam olarak belirtilmemiştir.


Boyalar

Kubbe kemerlerin kalem işi nakışları hünkâr mahfili altındaki tavanın bezemesi için kullanılan boyaların defterlerdeki kayıtları ayrıntılı değildir. aşu-yı frengive kal-i ve sülyen ile laciverd-i bedahşi ifadeleriyle yetinilmiştir.


Çivi

Yapımda kullanılan çiviler boyut ve kullanılacak yer gibi özelliklerine göre isimlendirilmişlerdir. Örneğin mimarı serb, mimarı mertek gibi. Nisan 1609 da Selanik kadısına gönderilen bir hükümden bazı çivilerin Serez den temin edildiği anlaşılmaktadır.


Kurşun

Cami ve külliye yapılarının çoğunun örtülmesinde kullanılan kurşun ve çeşitli kaynaklarda cevher veya levha olarak satın alınmıştır. Üsküp Sidre Kapsa gibi İstanbul’dan uzak bölgelerden elde edilen kurşun madeni kara ve deniz yoluyla şantiyeye getirilerek işlenmiştir. satın alınan kurşunların ak ve kara nitelikleriyle tanımlanması muhtemelen kurşunun rengine dayanmaktadır. Bilindiği gibi kurşun doğada çoğu kez altın gümüş alüminyum demir veya bakırla karışık olarak bulunmaktadır.

Demir

Gerçi döşeme kirişleri kenet zıvana yapımında kullanılan demir ham ve işlenmiş olarak satın alınmıştır. getirildiği yer kesinle belirtilmemekle birlikte Bulgaristan kaynaklı olması kuvvetle muhtemeldir.

Kireç ve Horasan

Külliye yapımında kullanılan kirecin büyük bir kısmı çeşitli fiyatlardan alınan Rumeli kireci (27.700 ton) ile (7.820 ton) Anadolu kirecidir. Ortalama birim fiyatı daha ucuz olan Rumeli kirecinin hangi yöreden çıkarıldığı belirtilmemiştir. Anadolu kireci ise Hareke, Darıca arasında bulunan kireç ocaklarından getirilmiş olabilir.

Ağaç

İklimsel ve coğrafi şartlar nedeni ile Batı Karadeniz Doğu Karadenizin iç kısımları Marmara ve Batı Ege Toroslar gibi belirli bölgelerde toplanan Anadolu ormanlarının benzer özellikler göstererek ve daha az bozulmuş olarak önceki yüzyıllarda mevcut olduğu inşaat defterlerinin kereste hesabı bölümünde geçen yer adları Evliya Çelebi ve diğer gezginlerin gözlemlerinden anlaşılmaktadır. Ancak İstanbul’da gerçekleştirilen büyük yapımlar için gerekli ağaç yalnız Anadolu’dan değil Trakya’nın bu gün Türkiye sınırları dışında kalan bölgelerinden de getirilmekteydi.

Tuğla ve Kiremit

Sultanahmet külliyesi yapımında kullanılan tuğlalar satın alınan yer, kullanılış amacı, boyut ve biçim gibi değişik özelliklerine göre belirlenmişlerdir. İnşaat defterine göre “çarşı” tuğlalarının büyük bir kısmı “miri” ve “harici” olmak üzere iki türlü piyasadan satın alınmıştır.17 yüzyıl yazarlarından, Eremya ve Evliya Çelebilerin gözlemlerine göre, İstanbul’daki tuğla ve kiremit harmanları, Sütlüce ile Hasköy arasında bulunan Piri Paşa Semtinde bulunmaktaydı. Evliya Çelebi Piri Paşa ile ilgili olarak, 200 kadar kiremit hanesi vardır. Çünkü buradan denizden temmuz ayında Arnavut dalgıçlar bir türlü siyah çamur çıkarırlar ki başka yerde bulunmaz.

Ateş Taşı

Külliye yapımında kullanılan od-ateş taşlarının kavak iskelesinden getirildiği belirtilmiştir. Bu ifadeyle kavak adıyla anılan sarayın iskelesi çevresinde yani Üsküdar Kadıköy yöresinden çıkarılan taşlar yada kavak adlı başka bir yerden örneğin Rumeli kavağından getirilen taşlar kastedilmiş olabilir.

Renkli Taşlar

Çeşitli renk ve desenleri hoşa giden iyi cilalanan mağmatik taşlara bireş ve aglomeralara somaki adı verilmektedir ancak Risale-i mimarideki somaki tanımı has kırmızı mermer olduğundan inşaat defterinde bu anlama kullanıldığını kabul ediyoruz. Mısır da Duhan dağından çıkarılan porfiru rosso, andico, kırmızı porfirin, kırmızı somaki olduğu belirtilmiştir. Fakat Sultanahmet Camisi yapımı için Mısırdan taş geldiğini belirten hiçbir kayıta rastlanmamıştır.

Marmara Mermeri

İstanbul’dan yaklaşık olarak 120 km uzaklıkta bulunan Marmara adasında çıkarılan beyaz yada açık mavi üzerine gri damarlı taşlar Romalılardan bu güne işletile gelmiştir. Külliye yapımında kullanılan mermer adada esirler çalıştırılarak çıkarılmış ve gemilerle İstanbul’a getirilmiştir. İnşaat defterindeki kayıtlara göre Marmara mermerinin yapımında kullanıldığı yerler şuralardır; (ayak kaşı, harem kapısı için taç, kafa tahta taşı, kademe taşı, kemer taşı, korkuluk tabaka taşı, köprü taşı, kürsü taşı, musluk taşı, pahlu taşı, pahlu döşeme taşı, söve taşı, sütun taşı, sütun başlığı taşı, taban taşı, şadırvan kemeri taşı.) Sultanahmet caminin duvar yüzleri ile irili ufaklı bütün sütunlarında o kadar çok mermer kullanılmıştır ki bu kadar bol mermer kullanılmış başka bir camimiz yoktur. Burada kullanılan mermerler aynı zamanda çeşitlilik bakımından da çok değişiktir.

Küfe Taşı

Diğer adları Bakırköy kalkeri. Maktıralı kalker. Lümaşel kalkeri olan Küfeki taşının İstanbul yapılarında kullanılışının oldukça uzun bir geçmişi vardır. Küfeki taşı yatakları İstanbul’un batısında Davut Paşa, Bakırköy, Sefa köy arasındaki sahada İstanbul’dan Küçük Çekmeceye doğru uzanan neojen oluşuklar arasında yer almaktadır. Bu bölgede yüzyıllardır işletilen ocaklardan İstanbul ve Trakya’nın yapı taşı gereksinimi karşılanmıştır. Evliya Çelebinin bu konudaki açıklaması şöyledir; (Edirne kapı dışında Davut paşa bahçesi yakınında 7 yerde taş madeni vardır ki; böyle bir Allah yapısı hiçbir diyarda görülmemiştir. 1000 yıldan beri günümüze kadar her gün bin deve Eşşek,katır taş taşıdığı halde sanki deryada katre güneşte zerre miktarı azalmamıştır.

26 Eylül 2011 Pazartesi

SULTAN AHMED CAMİİ'NİN GENEL YERLEŞME DÜZENİ




MEDRESE

Külliyenin kuzeydoğusunda, türbeye yakin bir konumda yer alan medrese, uzun ekseni kıbleye paralel doğrultuda olan dikdörtgen planlı bir avlu çevresinde şekillenen revaklar, hücreler ve mescit - dershaneden oluşmaktadır. Kuzeybatı cephesinin ortasında yer alan giriş, hücre dizisi arasında bırakılan bir geçitle revaklara bağlanmaktadır. dikdörtgen planlı avlunun ortasında dairesel planlı bir mermer havuzbulunmaktadir. Medresenin güneydoğu kenarının ucundaki iki hücrelik alan helâlara ayrılmıştır. yani tümüyle kesme taştan yapılmıştır. boyut ve cephe düzeniyle hücrelerden ayrılan dershane kütlesi, kuzeybatıda hücre dizisinin ucuna birleşmektedir. cephelerde iki katli pencere düzeni - altta dikdörtgen çerçeveli pencereler üstünde, ortadaki daha yüksek olan, üzeri kemerli üç pencere - yer almaktadır. Yapının genel uygulamalarından ayrılan diğer bir özelliği hücrelerinin avluya açılan iki katli pencere düzenine sahip olmasıdır.

HÜNKÂR KASRI

Padişahın namazdan önce yada sonra oturup dinlenebileceği sohbet edebileceği bir yapı olarak tasarlanan hünkâr kasırlarının bilinen ilk örneği 1. Ahmet tarafından yaptırılmıştır. çeşitli onarımlarla günümüze ulaşan kasır birçok özgün ayrıntısını yitirmiş son onarımını 1949 yangınından sonra geçirmiştir. dış avlu zemininden kısa bir rampayla çıkılan yapı yüksek bir bodrum üzerinde yükselmektedir. giriş katında bir koridorla ulaşılan iki oda yer almaktadır. holün doğu duvarında yer alan kapı bu yönde bir bağlantının varlığına işaret etmektedir. ancak bu yönde bulunan yapı yapılar hakkında ne yazılı nede görsel malzeme bulunmaması niteliklerinin anlaşılmasını zorlaştırmaktadır. giriş holünden padişahın kullanımına ayrılan üst kata bir rampayla ulaşılmaktadır.

SEBİLLER

İnşaat defterindeki programa göre külliye yapılması öngörülen 4 sebilden 3 ü günümüze ulaşmıştır. Bunların ikisi at meydanına açılan dış avlu kapıları yanında 3. ise arastanın güneydoğu ucunda bulunmaktadır. 4. sebil tavukhane sokağı üzerinde bu yöndeki girişin batısında yer almaktadır.

DARÜŞŞİFA

17. yy da tek yapılan Darüş-şifa olan olan Sultanahmet darüşşifası sanayi mektebinin yapımı sırasında büyük mücadele görmüştür. Hücreleri ve revakları yıkılan yapının dış duvarlarına ve kuzeydoğudaki basık kemerli kapısına dokunulmamıştır. Revaklara ait bazı sütun ve başlıkları yerlerinde korunmuş, bir bölümü okulun girişinde kullanılmıştır. Revaklı bir avluyu çevreleyen kare planlı kubbeyle örtülen 26 odadan oluşan darüşşifanın plan düzeninde hekimlikle veya hasta bakımıyla ilgili özel bir biçimlenme görülmemektedir. helaların yeri belirtilmemiştir. girişin karşısında hücrelerden daha dar bir mekan içinde yer aldığı gösterilen koyu Bizans döneminde sarnıca dönüştürülen hipodrom sarnıcından darüşşifanında yararlandığına işaret edilmektedir.

HAMAM

1912 İshak paşa yangınında soyunma kısmı yok olan hamamın mermerleri sökülerek satılmış ve yapı uzun yıllar terk edilmiştir. büyük saray kazısı sırasında yıkılması öngörülen hamamın günümüze ulaşmış olması şanslı bir olay olarak nitelendirilebilir. Bu gün örtü öğelerinin çoğu harap durumda olan hamamda 1970 lerde içine yerleşen bir aile barınmaktadır. Yapının ayakta duran kısımları ılıklık, halvet, külhan ve hazne olarak 3 bölümde incelenebilir. yok olan camekân mekânını iç kısımlara bağlayan iki kapıdan biri doğrudan ılıklığa diğeri duvarlarında tıraşlık yada helâ bölmelerine ait izler olan küçük bir hacime açılmaktadır.

ARASTA

Sultanahmet külliyesinin kıble yönündeki en uç yapısı olan Arasta İstanbul da 17. yy dan kalan tek üstü açık çarşıdır. Sipahilerle ilgili eşyaların satıldığı dükkânlar bu gün turistik amaçta kullanılmaktadır. 1912 yangınında harap olan ve daha sonra arasına giren yabancı binalar nedeni ile büyük ölçüde değişikliğe uğrayan arasta Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından eklerinden ayrıldıktan sonra 1980 li yıllarda restore edilmiştir. Restorasyon işlemi yalnız arasta sokağı çevresindeki dükkânları kapsamış, ilk tasarımda dükkân sıralarının üstlerinde yer alan ve kaynaklara kubbeli odalar olarak adlandırılan hücrelere ait kalıntılar rekonstrüksiyonları için yeterli veri bulunmadığından arkeolojik kalıntı olarak korunmuşlardır.

SIBYAN MEKTEBİ

Dış avlu duvarına birleşen mektep beşik tonozlu bir zemin kat üzerinde yükselmektedir. Zemin katta bir çeşme ve dükkânlar üst katta kare planlı bir dershane ile merdiven sahanlığına bitişik bir helâ yer almaktadır. Dershanenin sağır olan kuzey duvarında ortada ocak yanlarda birer niş bulunmaktadır.

MUVAKKİTHANE

Muvakkithane mevcut binanın yeniden tamiri ile 1828 yılının Ramazan ayında yeniden açılmıştır. Muvakkithaneye Sultan I.Ahmet türbesinin önündeki kapıdan girilir. Kare planlı yapının demir şebekeli dikdörtgen pencereleri vardır. Erken ampir üslupta olan muvakkithanenin saçak kısmında kademeli taştan bir silme dolaşır.1613 tarihli vakfiyesinde ''Evkat-i ezana alim ve saat-i mikadda cazim bir muvakkit'' kaydı vardır’ ki bilgisinden emin olunmayan kimseye burada muvakkitlik verilmemektedir.

DARULKURRA

Bu dershane medrese avlusunun kuzeydoğu köşesine yapılmıştır ve buraya giriş kuzeydoğudan kendisi ile kabirlerin bulunduğu bahçe arasındadır. Medresenin doğuya bakan pencereleri yoktur. Caminin dış duvarının doğu kesiminde ortada bir kapı ile yükseltilerek inşa edilmiş bir sübyan mektebi yer alır. *türbenin güney batısında bulunan ve bir süre türbedar evi olarak kullanılan kare planlı tek kubbeli yapının Darul-kurra olduğu t. öz tarafından ileri sürülmüştür. 1. Ahmet türbesine yakın bir konumda bulunması ve türbeye geniş bir pencere ile açılması yapının darul-kurra olduğunu destekleyen özelliklerdir. medrese sokağı üzerinde yer alan basık kemerli bir kapıdan girilen darul-kurranın içinde yer aldığı avlu aslında türbenin arka bahçesidir. önünde girişi koruyan ahşap bir saçağı bulunan bina kare planlıdır ve pandantifli bir kubbeyle örtülüdür.

TÜRBE

Hünkârın büyük mermer türbesi vardır. Türbe kendi küçük bahçesi içine yerleştirilmiş bir yapıdır. Üç kubbeli ber portikosu ve bir anneksi vardır. ancak onarıma ihtiyacı bulunur. yanındaki medresenin dersanesinden üç katlı beş dizi halinde yan pencereleriylen dikkat çekecek ölçüde daha büyüktür. Türbede bulunanlar Sultanahmet Hanın oğulları II. Osman (Genç Osman) 4'üncü Murad ile İbrahim Han'ın annesi Kösem valide denmekle bilinen ve şehiden (boğdurulmuştur) vefat eden Mahpeyker sultan gömülüdür. 4'üncü Murad Hanın kızı Safiye sultan ve şehzadelerden Sultan Orhan Sultan Beyazıd Sultan Mehmet ve Sultan Osman’ın on beş şehzadesi on iki sultan ile Sultan Ahmed in dört Hasekisi(eşi)gömülüdür.

Caminin Planlaması ve Akustik Yapısı

Cami duvarlarıyla sınırlanan ibadet alanı biçim olarak kareye yakın bir dikdörtgendir. 53.50 X 49.47 m. dir.

AKUSTİK
İç yapıda ve dekorasyondaki özelliği, Akustik ile duvar ve sütunlar ilişkisini Topkapı Sarayının eski müdürlerinden Kemal ÇIĞ Fark etmiş Risalei Mimariyi okurken bunun 6 faslına özel bir dikkat ayırmış sonra burada verilen bilgilerle Cami içinde gözlemlerde bulunarak bundan çok ilginç bir sonuç çıkarmıştır.1996 da Cambridge’de yapılan III. Türk sanatları kongresine sunduğu bu tebliği o zaman yayınlanmayan Çığ Daha sonra bu etüdünü kendisi için yapılan armağan kitabına almıştır. Konu Mavi Caminin akustiği ve bu amaçla Camii içindeki mermer kaplamalarına özel bir kesme yontma ve yerleştirme verilmiş olması hiçbir Camimizde kullanılmadığı kadar çok mermer kaplamasına Sultanahmet Şaheserinde yer verildiğine ve bu kaplamaların basit bir duvar ve sütun örtülmesi şeklinde değil çok ayrı ve özel yontumlar ve parça yerleştirmeleri ile yapıldığına dikkati çekmekte ve risalede bütün bunların tamamen akustik amacı ile yapıldığına dair verilen bilgi ile de gözlemini desteklemektedir.

Külliye Bünyesinde Bulunan Vakıf Yapıları

Caminin oturduğu alan güneydoğu yönünde eğimlidir. bu nedenle arazi çeşitli setlerle kademelendirilmiştir. İlk kademe caminin kıble duvarı ile oluşturulmuştur. aynı zamanda bir istinat duvarı olan cami kıble duvarı altına kısmi bir bodrum yapılmıştır. güneybatı minaresi yanında yer alan yalın bir kapıdan girilen ve mazgal pencereleri ile hava ve ışık alan bu loş mekân insanların barınmasına uygun bir yer değildir. İnşaat defterindeki mihrap duvarı önünde mahzen ifadesine dayanarak bu bodrumun başlangıçta depo olarak kullanıldığı ileri sürülebilir. Kıble duvarı önünde üç yöne kapılarla açılan pencereli bir duvarla çevrili geniş bir avlu bulunmaktadır. işlevi tam olarak belirlenemeyen bu alandan evliya çelebi övgüyle söz etmekte; içinde bülbüllerin öttüğünü söylediği bu bahçeyi cennetteki İrem bağlarına benzetmektedir.

Sultanahmet Camiinin Üst Katı

Sultanahmet Camiinde yarım kubbe ayakları ile duvar arasında kalan payanda arası bölgeleri, üst katın iç mekânın bütünlüğü zedelenmeden yerleştirilmesini olanaklı kılmıştır. Caminin 3 duvarında yer alan payandalara bağlı olarak biçimlenen üst katın, kıble duvarı ile ona yakın payanda arasında kalan ve ayrı girişleri olan özel bölümleri dışındaki kısmı, payanda içindeki geçitlerle birbirine bağlanmaktadır. Cami üç kenarı boyunca çevreleyen bu döşemenin yalnız ana giriş üzerindeki bölümü cami içine doğru bölümü bir çıkıntı ile genişletilmiştir. Diğer kısımlardan iki basamak daha yüksek olan bu bölümü kuzey batı yönünde sınırlayan duvar cami ana girişi üzerine rastladığından sağır bırakılmış ve cami için hazırlanan en güzel panolar buraya yerleştirilmiştir. Galerinin kıble duvarı ile ona yakın payanda arasındaki bölümleri doğudan hünkâr mahfili, batıda kitaplık olarak düzenlenmiştir. üst katta son cemaat yerine açılan mükebbire yer almaktadır. Parmaklığı takılmayan iki pencere, kapı gibi kullanılarak bu balkonlara geçiş sağlanmıştır.

Sultan Ahmed Külliyesinin İçinde Bulunan Bölümler

Camii öbür mabetlere oranla, iç mekânlarda çok geniştir. Sinan’ın Süleymaniye’ sinin kubbesini taşıyan pil payeleri yerine, Mehmet ağa, yuvarlak ve çok iri sütunlar kullanmış ve yine Sinan’ın Şehzade Camii payelerinde yalnız üst kısımlarda yer verdiği yivlerini, Mavi Camiinde, çok aşağılardan itibaren başlatmak suretiyle, sütunların heybetini ve ağırlığını hafifletmiştir. Bu hem cesur ama hem de isabetli ve artistik tercihi ağır basan bir dizayndır.

Caminin Yapılışı

Camiinin temelinin kazılmasına geldiğinde, bunun için Osmanlı usulü büyük bir tören düzenlendi. Sıra caminin temelinin kazılmasına geldiğinde bunun için Osmanlı usulü büyük bir tören düzenlendi. 1018 yılı recep ayının 9. perşembe günü (Bu günkü takvimle 1609 yılı olduğu kesinde, ayı yaklaşık Ekim başı oluyor). Yıldıza bakanların seçtiği uğurlu bir tarih. Bütün devlet erkânı yıkımlarla açılan boşluk arazide toplandılar. Padişah için de, çalışmaları gelip her zaman seyretmesi için bir köşk kurulmuştu. Çevre kalabalıkla doluydu. Dönemin bütün ünlü mimarları, “bel külünk, zembil ve ölçekleri ile” hazırdılar. Önce mimarbaşı Mehmet Ağanın planına göre,dört duvarın, mihrab’ın, sütunların,mahfel ve minarelerin yerleri tespit edildi. Sonra temel kazımına geçildiğinde, önce Şeyhülislam Mevlana Mehmet Efendi, sonra halkın güvenine sahip Şeyh Mahmut Efendi (Aziz Mahmut Hüdayi) daha sonra Vezir-i Azam Davut Paşa, daha sonra öteki vezirler kadı askerler ve sıra ile Osmanlı protokolüne göre öteki rütbeliler ve ulema, ellerine kazma alıp birçok dualarla, önce, yol olacak yerleri kazdılar.

Hazırlık Dönemi

Yıkım ve kazı; külliye yapımına istimlâk olunan arazide bulunan yapıların yıkılmasıyla başlanmıştır. yıkımı temel ve lağımın kazılması toprak doldurulması ve temizlenmesi izlemiştir. Moloz taş çıkarılması kariz boşaltılması işlerinde Lağımcılar çalışmıştır. Malzeme ve temini; Yapım için gerekli malzemenin iş yerine getirilmesi karmaşık bir işlem olarak belirmektedir. Önce taş ağaç kurşun gibi İstanbul dışında ve çeşitli yerlerden getirilecek malzemeyi bulmak ve satın almak için bazı kişiler görevlendirilmekteydi. buna göre ağaçlık bölgelerden malzeme sağlanması için bina emini tarafından mutemet yada mübaşirler görevlendirilmekteydi. gerekli kereste tür bolut ve sayısını belirten defterlerle orman bölgelerine hareket eden görevliler taşıdıkları padişah fermanını yörenin kadısına göstererek yardım almaktaydılar.

Caminin Yeri ve Yapılışı

Genç Ahmet'in camiine tabi olarak önce en uygun bir yer arandı. Devlet çok zengindi. Ve 17. yüzyıl başında hükümdarların bütün istedikleri finanse edilebiliyordu. Yani para ve altın derdi yoktu. Padişah çevresindekilerin kimilerinin aklına, tasarlanan cami için Rüstem Paşa Sarayının yeri geldi. Burası gerçekten, öteki ulu camilerin yerlerinde aranan bir şart olan yüksek ve havadardı. Aynı yükseklikte olan öbür selâtin camilerine eş değerdeydi. Padişahın, sarayında, yaslanarak oturur pozisyondayken bile görebileceği bir yerdeydi. Rüstem Paşa sarayı kalabalık bir yerleşimin içindedir.

Mimar Sedefkar Mehmet Ağa Kimdir?

Devşirme acemi oğlanı Kanuninin son zamanlarında 1562-1563’te İstanbul’a getirilmiş 5 yıl ulufesiz ( ücret ) çalışmış altıncı yılda ulufeye yazılıp büyük hünkârın vefatından sonra onun türbesine bir yıl süre ile “bahçe bekçisi” olmuş. Bir sonra da Topkapı Sarayına dahil edilip Hasbahçeye bahçıvan tayin edilmiş.
Camii ve mimarisi üzerine doktora yapmış olan Mimar Zeynep Nayır, Evliya Çelebinin Arnavutluk bölümünde kayıtlı bir bilgiye dayanarak Mimarımızın Orta Arnavutlukta Elbasan (İlbasan) kentinde çeşmeler yapmış olduğu nakletmekte ve bu özel ilginin, onun doğum yeri hakkında bir işaret olabileceğini kaydetmektedir.
Devşirme Mehmet, bahçıvanlık döneminde önce sarayın saz takımına aşık olur. Hüner sahibi bir sazende-den, herkesin hayranlığını ve sevgisini çeken bu musiki sanatını öğrenmeyi aklına takar. Bir gün biriktirdiği tüm parası olan seksen doksan flori’yi verip kendisine çeşitli sazlar satın alır. Gece gündüz o kadar çalışır ve musikide öyle ilerler ki saz çalarken süratinden “elinin hayali görülmez olur.” Cafer Çelebi onun daha sonraki meslekleri olan önce sedefkârlık, sonra mimarlık sanatları için bu saz ustalığının yararını “keser sallamak için elinin idmanı lazım olsa gerekti” diye açıklıyor.

Sultan Ahmed Devrinin Önemli Olayları


 Sultan Ahmed Devrinde Osmanlı Sınırları
1590- Şehzade Ahmet’in doğumu (18 Nisan)
1603- I. Ahmedin tahta geçmesi (21 Aralık)
1604- Peşenin alınması, Estergonun kuşatılması
1605- Ciğerdelen, Vişegrat, Tepedelen ve Estergon kalelerinin fethi, Cağaloğlu Sinan paşaların safevilere yenilmesi
1606- Canbulatoğlu isyanı, Avusturya ile Zitvatorok barış anlaşması. Kuyucu Murat Paşanın veziri azam olması.
1607- Kuyucu Murat paşanın Celali isyanlarına karşı başarılı harekâtı.
1608- Asi Kalenderoğlunun Alaca çayırda bozguna uğraması
1609- Sultanahmet Camiinin temel atma merasimi
1610- Osmanlı ve sefevi ordularının Acı çay kıyılarında beş gün karşılıklı Beklemeleri ve barış için gizli görüşmeler.

Peygamber Aşığı Sultan I. Ahmed

 Sultan I. Ahmed Tuğrası
Peygamberimiz Hz. Muhammed Efendimize (s.a.v.) bağlılığı o kadar ileri idi ki, Efendimiz Hazretlerinin mübarek ayak izlerinin resmi içine bir şiir yazmış ve o şiiri kavuğunda ölünceye kadar taşımıştır.
O şiir ise şudur :
N'ola tâcım gibi başımda götürsem dâim

Kadem-i resmini ol Hazreti şâh-ı Rusülün.

Gül-i Gülzârı Nübüvvet, o kadem sahibidir.

Ahmedâ durma yüzün sür kademine ol gülün.

Hünkâr Sultan I. Ahmed Han Kimdir?

Bu mabede önce karar veren sonra yerini bulan parasını veren ve başında durup yaptıran kişi kimdi. Gencecik bir delikanlı temelleri attırdığında bile henüz on dokuz yaşında, Cami fikri aklına düştüğünde bundan da genç, 14 - 15 inde.
14 yaşında tahta çıkmış eskilere (ve nedense, önemli kişilere) kaderin çizmeyi adet edindiği bir grafiğe uygun olarak yaşamında bir rakkamın da garip bir rolü ve tekrarı olmuş. 14 yaşında tahta çıkıyor padişahların 14 üncüsü oluyor. 14 yıl saltanat sürüyor topu topu 28 yıl yaşamış ama oda iki kere 14 eder ya. Genç ama epeyce de azimli. Babası III. Mehmet ansızın ölünce, Sarayda derhal düzeni koruyup tahta o gece kendisi oturuyor ve Sadaret Kaymakamı ( Yani Başbakan Vekili) Kasım Paşaya bir Hatt-ı Hümayun gönderiyor;
"Sen ki Kasım Paşasın, Babam Allah emriyle vefat eyledi ve ben taht-ı saltanata cülus eyledim. Şehri muhkem zapteyleyesün. Bir fesad olursa senin başunu keserim!"

'Nedir bu parlak ışık? Ve bu güzel tarz nedir?

Cami bitip de kapılarını dünyaya açtığı zaman mimarın bir yakını olarak temel taşından beri yapımı adım adım izlemiş olan, dönemin yazarı ve şairi Cafer Çelebinin ağzından dökülen ilk sorular ve sözler, bunlar olmuş.

'Nedir bu parlak ışık? Ve bu güzel tarz nedir?

Kendisinden sonra, yüzyıllar boyu, Beyazıt’tan gelirken de, şehre denizden varışlarda da bu binanın İstanbul siluetine ektiği, ince ve son derece rafine çizgiye hayran kalan herkesin, yani ibadet için koşan inanmışlarla ziyaret için gelmiş dünyanın dört köşesinden ve her dininden bütün insanların geniş avluyu geçip kapıların birinden ana mekâna adım atar atmaz içine düştükleri ve kendilerini kaptırdıkları duygular, bu defa hayranlığı aşarda hayretlere dönüşür. İnsanlar çevrelerine ilk bakışlarını gezdirirken gözleri dev sütunlardan her biri birer bahar bahçesi gibi süslü o cesim duvarlara oradan birbiri üstüne istif edilmiş kemerler ve yarım kubbelere ve hepsinin de üzerinde pek fazla heybetli olmayan bir kubbeye doğru derece derece yükselirken akıllarından aynı düşünceler geçer ve içleri de aynı aydınlık duygularla ve ferah mı ferah renkli mi renkli bambaşka bir bütün dünya ile dolar. Bu eski İstanbul’un ortasındaki daha doğrusu tarihi yarım adanın denize bakan bir kenarında yükselen Sultanahmet’in bir camisidir. Yabancıların verdiği yerinde bir isimle Mavi Cami.

Sultan Ahmed Camii Tanıtımı İle İlgili Belgesel - VİDEO

Kanal B Televizyonunda yayınlanan "Yaşayan Tarih" Belgeselinden 
Sultan Ahmed Camii Tanıtımı İle İlgili Bir Bölüm - VİDEO

Sultan Ahmed Camii İle İlgili Özet Bilgiler

17.Yüzyılın iki önemli eserinden biri olan Sultanahmet Camii, Sinan’dan sonra Türk mimarlığının meşalesini ele alan Mimar Sedefkâr Mehmet Ağa’nın ellerinde yükselirken Sinan’ın Şehzade Camii, göz önünde tutulmuş, ancak onun şeması çok ileriye götürülmüştür.

Sultan Ahmed Camii Fotoğrafları


Sultanın Vurduğu İlk Kazma Duruyor


Toplam 260 pencereyle aydınlatılan caminin ibadethane bölümü 64x72 metre boyutlarında. 43 metre yüksekliğindeki merkezi kubbesinin çapı ise 23.5 metre. Avlunun batı girişinde, demirden ağır bir kordon bulunuyor. Bu kordon, avluya atıyla giren padişahın kafasını çarpmamak için eğmesini gerektiriyordu. Bu durum da padişahın bile camiye girerken kendisine çeki düzen vermesi gerektiğini göstermek amaçlı sembolik bir eylem olarak kabul ediliyordu. Çocuk yaşta padişah olan ve genç yaşta da ölen Sultan 1. Ahmed’in caminin yapımında ilk vurduğu kazma, bugün Topkapı Sarayı’nda hala saklanıyor.

İstanbul'un en turistik camisi

İstanbul Sultan 1. Ahmed tarafından 1616 yılında mimar Sedefkar Mehmet Ağa’ya Ayasofya Müzesi’nin karşısında yaptırılan Sultanahmet Camii, İstanbul’un en çok turist çeken mekanları arasında ön sıralarda yer alıyor. Osmanlı sultanları ve ailesi tarafından yaptırılan ve “Sultan camileri” anlamına gelen Selatin Camilerinin 6’ncısı olan Sultanahmet Camii, İznik çinileriyle bezeli olduğu için Avrupalılar tarafından “Mavi Cami (Blue Mosque)” olarak adlandırılıyor.

25 Eylül 2011 Pazar

Sultanahmet'in Dış Avlusunda, Birinci Kapının Altında Bulunan Sebil Kitabesi

Caminin Ana Giriş Kapısı
İçen abdan dari-naim içre mesrur ola, yazılub amali-hüsnü deftere medtur ola,
Camii Han Ahmed'in banii ala meşrebi, Hazreti Mimarbaşı ahreti mamur ola.
Kim Muhammed Hanın nam-u ali himmeti, İtti bu rana binayı hasredek mashur ola,
Olmamıştır dahi olmaz böyle ali bina, Bir eser konmuştur ki, kim dembedem mezkur ola.

Günümüz Türkçesiyle:

Sultan Ahmed Camii'nin Avizeleri

Evliya Çelebi, Sultanahmet'teki avizelerin, yapıldığı yıllarda, oradaki çiniler kadar güzel ve değerli olduğunu şöyle anlatıyor: ''…
Bu camide asılı avizeler yüz Mısır hazinesi değerindedir.

Niçin 6 Minare?

İstanbul'da meydana gelen her büyük olay, her büyük eser, İslam dünyasını yakından ilgilendiriyor ve başlıca konu ediliyordu.
Sultanahmet Camii'nin yapılması da hayranlıklar, geniş yankılar uyandırdı.
Fakat İmparatorluğun bazı eyaletlerinden itirazlar da geldi. İtiraz edenler, ''camiye altı minare yapılması kabe'ye saygısızlık olur'' diyorlardı.

Camideki İç Aydınlık

Caminin İçi ve Işıklandırması
Sultanahmet Camii'nin mimari tarzi öteki camilere göre, birçok bakımdan farklıdır. Mesela Süleymaniye'de kubbeyi eşit ve paralel kenarlı dayanaklar tuttuğu halde, Sultanahmet Camii'nin kubbesi yuvarlak ve iri sütunlar halindeki fil ayaklarına oturmaktadır. Orta kubbe dört sivri kemer üzerine oturtulmuş, köşeleri pandantifle doldurulmuştur. Yarım kubbelerin kenarları da sivridir. Işık süzülmesini kolaylaştırmak için pencere ve kemerler de değişik bir stilde yapılmıştır. Işığın cami duvarlarını süsleyen renkli çinilere değişik şekillerde yansıması düşünülmüş, pencere camlarına buna göre renkler verilmiştir. Sultanahmet'in asil özelliklerinden biri. Bol ışıklı, diğer çinilerinin eşsiz birer sanat eseri oluşudur. Yüzyıllar içinde eskiyen veya kırılan bazı camları değiştirilirken, aynı renkler tutturulamamış. Bu yüzden cami yapılışındaki zamana göre ışık-renklerinden kayba uğramıştır. Buna rağmen Sultanahmet'in iç aydınlığı bugün hiçbir mabedde yoktur. Sultanahmet Camii'nin maliyeti, sebilleri, mektebi, Hümayun kasrı, dükkanları, dükkanların üzerindeki odaları ve padişahın türbesi de dahil olmak üzere 1811 yük 2944 akçedir. 1 yük 100 bin akçe, 120 akçe de 1 altın olduğuna göre, bu şaheserin yaklaşık olarak 1.510.000 altına mal olduğunu söyleyebiliriz. Cami 21.043 çini ile süslenmiştir ve bu çinilerin herbirine 18 akçe ödenmiştir.

İnşaat 7 Yılda Tamamlandı

İnşaat yedi yılda tamamlandı. Nihayet 1616 yılı 2 Haziran Cuma günü, başta padişah olmak üzere, devlet erkanı bu defa açılış merasimi için aynı yere geldi. Cami yanına kurulan otağlarda davetlilere büyük bir ziyafet verildi. Açılış dualarla yapıldı. Sultan I. Ahmed meydana gelen şaheserden memnundu. Cami kapladığı alan bakımından Ayasofya ve Süleymaniye'yi geçiyordu. Ana yapının kapladığı alan 64x74 m. Boyutlarındadır. Yüksekliği ise 43 metredir.Içinin renkli aydınlığı, duvarları süsleyen eşsiz çinileri, kapıları süsleyen sedef kakmaları, o güne kadar yapılanlardan çok daha güzel olan altı minaresi, İstanbul'un panoramik güzelliğini arttıran genel görünüşü ile Sultanahmet herkesi büyülemişti. Ama o zaman bu caminin adı Sultanahmet Camii degildi. Halk ona 'Yeni Cami' demişti. Eminönü'nde Yeni Cami adıyla anılan cami yapılıncaya kadar bu adı taşıdı. Eminönü'ndeki eser 'Yeni Cami' adını alınca, Mehmed Ağa'nın yaptığı camiye de Sultanahmet Camii denildi.

Padişah Toprak Taşıyor...

Jean-Baptiste van Mour'un "Sultan Ahmet Camii ve Meydanı" İsimli Eseri
Artık temel atma zamanı gelmişti. 1609 yılının güneşli bir gününde, başta padişah olmak üzere, devlet erkanı inşaatın yapılacağı yere geldi.
Aynı yüzyılda yaşayan Evliya Çelebi, temel atma merasimini şöyle anlatıyor:

…Cümle üstad mimar ve mühendisler toplanıp, Üsküdarlı Mahmut Efendi'nin ve üstadımız Evliya Efendi'nin duaları ile esasinin kazılmasına başladı. Evvela Sultan Ahmed Han, eteğine toprak doldurup, Ya Rab! Ahmed kulunun hizmetidir, kabul eyle deyüp, amelelerle birlikte temelden toprak taşıdı…

Sultan Ahmed, Yeni Bir Cami İçin Karar Veriyor

Ayasofya’yı yaptıran Justinianus onunlaSüleyman’ın Kudüs'te yaptırdığı mabedi aşmak istemişti ve aşmıştı.
Süleymaniye'yi yaptıran Sultan II. Selim, Ayasofya’yı aşmak istemişlerdi ve aşmışlardı. Simdi de Sultan I. Ahmet onları aşacak bir cami yaptırmak istiyor, fakat atalarına saygısızlık etmemek için, sadece Ayasofya’yı aşacak bir cami yaptırmak istediğini söylüyordu.

Sultan Ahmed Camii'nin Minareleri

Sultanahmet camii Türkiye'de 6 minaresi olan 6 camiden biridir. Diğer 2 tanesi ise Adana'daki Sabancı Camii ve Mersin'deki Muğdat Camii'dir. Minarelerin sayısı ortaya çıkınca sultan küstahlıkla suçlanmıştır çünkü o zamanlarda, Mekke'deki Kâbe'de de 6 minare bulunmaktadır. Sultan bu problemi Mekkede olan (Mescidi Haram) camiye yedinci minareyi yaptırarak çözer. Halbüki gerçekte Mekkedeki camii, Sultanahmet camii inşa edilmeden 1 yüzyıl öncesinden beri 7 minareye sahiptir.

Sultan Ahmed Camii'nin İç Mimarisi

Sultan Ahmet Camii'nin kubbe ve tavan işlemeleri. Sultan Ahmet Camii, 1985 yılında İstanbul Tarihî Alanları (Zones historiques d'Istanbul) adıyla UNESCO Dünya Mirasları listesine eklenen alanın bir parçasıdır.
Her katında alçak düzeyde olmak üzere, caminin içi İznik'te 50 farklı lale deseninden üretilmiş 20 binden fazla çini ile bezenmiştir. Alt seviyelerdeki çiniler gelenekselken, galerideki çinilerin desenleri çiçekler, meyveler ve servilerle gösterişli ve ihtişamlıdır. 20 binden fazla çini İznik'te çini ustası Kasap Hacı ve Kapadokyalı Barış Efendi'nin yönetiminde üretilmiştir. Her çini başına ödenecek tutar sultanın emriyle düzenlense de çini fiyatı zamanla artmış, bunun sonucunda kullanılan çinilerin kalitesi zamanla azalmıştır. Renkleri solmuş ve cilaları sönükleşmiştir. Arka balkon duvarındaki çiniler 1574'teki yangında zarar gören Topkapı Sarayı'nın hareminden geri dönüştürülen çinilerdir.

Caminin Dış Mimarisi

Aya Sofya'nın üst kattından Sultan Ahmet Camii'nin görünümü.
Köşe kubbelerin üstündeki küçük kulelerin eklenmesi dışında, geniş ön avlunun cephesi Süleymaniye Camii'nin cephesiyle aynı tarzda yapılmıştır. Avlu neredeyse caminin kendisi kadar geniştir ve kesintisiz bir kemeraltıyla çevrilmiştir. Her iki tarafında abdesthaneler vardır. Ortadaki büyük altıgen fıskiye avlunun boyutları göz önüne alındığında küçük kalır. Avluya doğru açılan dar anıtsal geçit kemeraltından mimari olarak farklı durur. Yarı kubbesi kendinden daha küçük çıkıntılı bir kubbe ile taçlandırılmış ve ince sarkıt bir yapıya sahiptir.

Camii'nin Mimarisi

Sultan Ahmet Camii'nin 1895 yılındaki hali
Sultanahmet camiinin tasarımı Osmanlı cami mimarisi ile Bizans kilise mimarisinin 200 yıllık sentezinin zirvesini oluşturur. Komşusu olan Ayasofya'dan bazı Bizans esintileri içermesinin yanı sıra geleneksel İslami mimari de ağır basar ve klasik dönemin son büyük camisi olarak görülür. Caminin mimarı, büyük usta Mimar Sedefkar Mehmet Ağa'nın "boyutta büyüklük, heybet ve ihtişam" fikirlerini yansıtmada başarılı olmuştur.

Türkiye'nin 6 Minareli İlk Camii

 Türkiye'nin 6 Minareli İlk Camii; Sultan Ahmed Camii
Sultan Ahmet Camii, 1609-1616 yılları arasında sultan I. Ahmet tarafından İstanbul'daki tarihî yarımadada, Mimar Sedefkâr Mehmet Ağa'ya yaptırılmıştır. Cami Mavi, yeşil ve beyaz renkli İznik çinileriyle bezendiği için ve yarım kubbeleri ve büyük kubbesinin içi de gene mavi ağırlıklı kalem işleri ile süslendiği için Avrupalılarca "Mavi Cami (Blue Mosque)" olarak adlandırılır. Ayasofya'nın 1934 yılında camiden müzeye dönüştürülmesiyle, İstanbul'un ana camii konumuna ulaşmıştır.