11 Mart 2010 Perşembe

Tavusbaba Camii ve Türbesi, Konya

Tavusbaba Camii'nin uzaktan görünümü, Konya

Tavus Baba diye her gün adı yüzlerce insan tarafından anılan bu zatın kim olduğunu ve hangi devirde yaşadığını yakın zamana kadar kimse bilmiyordu. Geçen yıl Milli Kütüphane Müdürü Mes’ud Koman arkadaşımızın Konya’da elde ettikleri bazı eserler bu mechuliyet perdesini kaldırdılar. Bu eserlerden İsmail bin Seyid Muhammed Şerif bin İbrahim’in (757-1356) tarihli “Tezkiretüliberi velasar fi bahsil-ü-memi velemsar” adlı arapça bir risalesinde Selçuk Sultanı I.Alaeddin Keykubad’ın zamanındaki ulema, şuara, ve meşayıh zikrolunurken Tavus Baba’nın ismi de (Şeyh Tavus-ı Hindi) diye geçmektedir. Yine Abdülkadir bin
Ahmed bin Süleyman El-efsusi’nin (923 -1517) tarihli küçük Farisi Selçuk ve Karaman oğulları tarihinde, Sultan II.Rüknüddin Süleyman devrinde Konya’ya uzak ve yakın diyarlardan bir hayli alim ve şairin gelişini ve bu meyanda Şeyh Zahirüddin Faiyabi ile Şeyh Tavus Mehmed’inde bulunduğunu görüyoruz. Ünsi’nin Şehname-i Selçukunda da, Konya’daki Ariflerden, Gazilerden bahsolunurken:
Heme arifan gaziyan saf beste
Her ca ba bezmi in şir araste
(Şeyh Osman Rum hem Tavus ata
Alemşah gazi serhengi Ebülvefa
şeklinde beytlere tesadüf ediyoruz. Bunlardan şu netice çıkıyor:

 Tavusbaba Türbesi, Konya
Tavus Baba’mn asıl adı Mehmet ve memleketi Hindistan imiş. O zamanın meşayihından sayılıyormuş. Anadolu Selçuk Sultanlarından Rüknüddin Süleyman II. ile oğlu Kılıç Arslan III, kardeşi Gıyasüddin Keyhüsrev I ve bunun oğlu îzzüddin Keykavus ile meşhur Alaüddin Keykubad devirlerinde Konya’da yaşıyormuş Selçuk hükümdariannın,kültür adamları ile meşayiha çok hürmet ve riayet gösterdiklerim işidince o zamana göre uzun bir mesafe olan Hind-Konya yolunun bütün müşkülat ve mezahimini iktidamdan çekinmemiş, fakat bu
suretle de namım Konya’da ibkaya muvaffak olmuş. Doğum ve ölüm tarihleri malum olmadığından müddeti ömrünü tayin mümkün değildir. Meram’daki türbesi, duvarları taştan ve sakafi tonos biçiminde tuğladan örülmüş, ufak bir yapıdır. Bir insan boyundan alçak olan kapışı gün doğuya bakmakta ve şimal cihetine açılmış küçük bir pencereden ışık almaktadır. Türbenin içden içe boyu 4.30, eni 3 ve yüksekliği 2.5 metredir. Hazretin yüksekçe olan merkadi tuğladan yapılarak beyaz kireçle sıvanmıştır.
 Tavusbaba Türbesi, Konya
Basında eski ve sarıklı bir külah vardır. Bu türbeyi 1884 tarihinden 1907 tarihine kadar Konya Mevlevihanesinde postnişin olan merhum Abdülvahid Çelebi’nin tamir ettirdiği rivayet olunmaktadır.
Duvarlarına ziyaretçilerin her biri kurşun kalemle birer şey yazmışlarsa da kayıt ve hıfza şayan olanlar görülememiştir Konya’da Tavus Baba’dan başka Hindli diğer bir zat daha yatmaktadır.
Bu, abdülhamit devri ricalinden Adliye Nazırı merhum Abdürrahman Paşaya mensup ve Söylemez lakabile maruf Şeyh Hüseyni Çeşti’dir. Türbesi Larende Camii önünden Meram’a giden yol üzerinde ve
Kanlıgöl cihetindedir. Şekli Selçuki türbeleri gibi ehrami olup dört
duvarla çevrilmiş bir bahçe derunundadır. Şeyh Hüseyin Hindistan’da münteşir Çeşti Tarikatım Konya’ya yaymak istemişse de muvaffak olamamıştır. Merhum esmer tunç yüzlü, beyaz sakallı ve orta boylu bir zat idi. Güzel talik yazışı vardı. Ziyaretine gelenlere bir kaç tane kuru üzüm ikram ederdi. Münzevi olduğundan çarşı ve pazara çıkmaz ve herkesle görüşüp konuşmazdı. Meşrutiyet devrinde vefat etmiştir.
 Tavusbaba Türbesi, Konya
Meşahire ait hal tercümesi kitaplarmda bizim Hindli Şeyh Mehmedimiz gibi Tavus lakabını almış diğer kimselere de tesadüf etmekteyiz. Bunlardan biri tabiinden ve fukaha ve sulehanın ulularından Ebu  Abdurrahman bin Kisaniyy-ül- havlaniyy-ül-Hemedanî’dir. Hicretin 106 senesinde Mekke’de irtihal buyurmuşlardır. Emevilerden Abdülaziz halife olduğu zaman ona yazdığı mektupta “işlediklerinin tamamen hayır olmasmı istersen ehli hayrı kullan” diye nasihat vermiş, o da bu nasihati çok beğenmişti. Oğlu Abdullah bin Tavusta Abbasî halifesi Mansura bazı hakikatleri cesurane söylemekten çekinmemişti. (Name-i danişveran-ı nasırı) eşrafı haseniyye ve sadatı hüseyniyyeden Seyyid Muhammed’e yüzünün güzelliği ve ayaklannın çirkinliği münasebetiyle (Tavus) lakabının verildiğini okuyoruz. Bunun oğulları İran’ın büyük alim ve müelliflerinden Cemalüddin Ahmet ve Gıyasüddin Abdülkerim de İbn-i Tavus) lakabıyla şöhret bulmuşlardır.
Bunlar altıncı ve yedinci hicri asır ricalindendirler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder