2 Mayıs 2022 Pazartesi

Buhtunnasr'ın Kudüs-ü Şerîf'i İşgal Edişi, Daniyal (Alehisselâm)'ın Esir Edilişi ve Buhtunnasr ile Aralarında Geçenler

Dâniyâl Aleyhisselâm Makâm-ı Şerîf Camii, Tarsus, Mersin

Irak-Babil Kralı, zulmüyle·meşhur Buhtunnasr zulmünü Mısır'a kadar yayıp, yıkıp işgal etti.
Kudüs-ü Şerif'i tahrip etti. 
Mescid-i Aksa'ya vakfedilmiş kıymetli eşyaları tamamen aldı. 

Mescid-I Aksa'da fukara için vakfedilmiş ne kadar mutfak malzemeleri varsa, Babil saraymda hınzır eti ziyafetinde şarap içmekte kullanılmak üzere alıp götürdü.

Kudüslü Yahudilerden Allah'ın birliğine inanan (Lâ İlâhe İllallah Mûsâ Kelîmullâh) diyen
bütün mü'minleri esir etti, ihtiyarlarını öldürttü. 
Genç kadın ve erkeklerini toplayıp Babil'e götürdü.

Bu gençlerin de puta tapmaya razı olanlarını ayırdı. 
Allah'a imandan dönmeyenlere evvelâ işkence yapıyor, puta tapmayı kabu1 etmezlerse öldürtüyordu.

Hapisteki esirler arasında en çok eziyet gören Dâniyâl (Alehisselâm) ile akrabasından olan iki kişi daha vardı ki, Dâniyâl (Alehisselâm) ile beraber mü'minlere devamlı nasihat ediyorlardı. 

Devamlı: “Kardeşlerim, zalim Buhtunnasr'ın zulmüne asla boyun eğmeyin. 
İmanınızdan dolayı öldürülürseniz, o dünya hayatından ayrılmış olursunuz, ölmüş olmazsınız, hemen kendinizi cennete bulursunuz" diye telkin ediyorlardı.”
Dâniyâl Aleyhisselâm Makâm-ı Şerîf Camii, Tarsus, Mersin

İşte tam bu esnada zalim kral Buhtunnasr, korkulu rüyalar görmeye başladı. 
Uykusu, huzuru tamamen bozuldu uyuyamaz hale geldi.
Bilhassa gördüğü bir rüya onu çok endişelendirdi.

Babil bilginlerini, rüya tabircilerini topladı dedi ki: 
- Bir rüya gördüm, beni huzursuz etti.
Şimdi bana evvelâ gördüğüm rüyamı söyleyeceksiniz, sonra da tabirini, dedi.

Bilginler, muabbirler (rüya tabircileri): 
-Efendim rüyayı söyleyin ki, tabirini yapalım, dediler.

Kral:
-Evvelâ rüyayı söyleyin ki, yapacağınız tabirin doğruluğuna inanayım. 
Eğer rüyayı ve tabirini söylemezseniz parça parça edileceksiniz, evlerinizde mezbeleye çevrilecek. 
Eğer rüyayı ve tabirini söylerseniz büyük hediyelere ulaşacaksınız, dedi.

Alimler tekrar: 
-Ey kral, rüyayı biz bilemeyiz, rüyanızı bize söyleyin ki, biz de tabirini yapalım, dediler.

Kral:
-Biliyorum ki, siz zaman kazanmaya çalışıyorsunuz, sizin için hemen bir hüküm var:
İdam, dedi.

Alimler, dediler ki: 
-Yeryüzünde melikin istediği şeyi açıklayacak kimse yoktur. 
Hatta hiçbir melik, hükümdar böyle şey istememiştir. 
Melik'in istediği çok güçtür. 
Beşer arasında onu açıklayacak alim yoktur.

Melik gazaba geldi ve bütün alimlerin idamını emretti. 
Bütün ilim adamlan teker teker idam edilmeye başlandı.
Bu esnada hapiste bulunan Dâniyâl (Alehisselâm) ve üç arkadaşı durumu işittiler.
Dâniyâl (Alehisselâm) alimleri idama memur olan yetkili kişiye, hapishane yetkilisiyle haber gönderdi ve dedi ki: 
-Babil alimlerini niçin idam ediyorsunuz? 
Bilemedikleri bir şey mi var? dedi. 
Kral'ın yetkilisi durumu anlattı.
Bunun üzerine Dâniyâl (Alehisselâm): 
-Melik'in adamına, Melikinize söyleyin, Babil alimlerini idam etmesin. 
Ben onun rüyasımda tabirini de açıklayacağım, dedi.

Dâniyâl (Alehisselâm) saraya getirtildi. 
Melik: 
-Benim rüyamı söyleyip tabirini yapmaya mutkedirmisin, dedi.
Dâniyâl (Alehisselâm):
-Melik'in rüyasını ve tabirini alimler bilemezler. 
Semavat ve yerleri yaratan Allahü Teâlâ’nın bildirdiği kulları bilir, dedi ve şöyle söze başladı:
-Semaları ve yerleri yaratan Allahü Teâlâ’ya hamdolsun. 
Allah'ın ismi ezelden ebede mübarek olsun. 
Hikmet ve kuvvet ona mahsustur. 
Alimlere ilim, ariflere irfan veren O'dur. 
En gizli şeyleri bilen, zulmette olanları bilen bildirende O'dur.

Allahım! 
Sana hamd ve şükrederim ki, Melik'in istediğini bana bildirdin.
Ey Melik, 
Yatağında uyurken bir insan sureti heykel gördün. 
Çok görkemli, heybetli idi. 
Bu heykelin başı halis altından, göğsü ve kolları gümüşten, karnı ve butları bakırdan, dizinden aşağı bacaklarının bir kısmı demirden, bir kısmı çömlekten idi. 
Sen bu heykefe bakıp dururken, semadan kendiliğinden bir taş bu heykelin tepesine indi. 
Altın, gümüş, bakır, demir, çömlek hepsi heykeli ezdi. 
Harman tozu, yazın tozu halinde getirdi. 
Sonra kuvvetli bir rüzgar esti, tozu savurup yok etti. 
Daha sonra heykeli kıran taş öyle büyüdü genişlediki, yerle gök arasında ondan başka bir şey kalmadı. 
Ey Melik, rüyan budur, dedi.

Tabirine gelince:
"Ey Melik, 
Sen meliklerin en büyüğüsün. 
Yerin ve semavatın Rabbi, sana hükümet, izzet ve kudret verdi. 
Altından baş sensin. 
Heykelin göğüs kısmı, senden sonra sana nispetle senden aşağı bir hükümet daha meydana gelecek. 
Ondan sonra bir hükümet daha meydana gelecek.
Son olarak demir gibi bir hükümet gelecek, ancak sırça çömlek gibi gevrek dayanıksız bir hükümetle ortak olacaklar.
Ama demirler çömlek uyuşmadığı gibi bunlar da uyuşamayacak, parçalanacaklar.
Semadan inen taşın bu heykelin tamamını ezdiğini görmen ise, semavat ve arzın maliki olan
Allahü Azim, semadan son kitabını, dinin hükmünü indirecek. 
Ahir zaman peygamberini gönderecek, onun dini, kitabı dünyayı dolduracak büyüyüp afakı tutacak, ebediyen hükmü bozulmayacak.
Tabiri de budur, dedi.


O zaman Melik Buhtunnasr Dâniyâl Aleyhisselâm’a:
-Hakikaten senin Rabbin yerin göğün sahibidir.
Sırları bilen, bildirendir dedi ve secde etti. 
Yani, eğilerek saygı gösterdi.

Dâniyâl (Alehisselâm)'a Melik Buhtunnasr dedi ki:
-Kendisine ikram ve hürmet etmem vacip olan kimse, senden başkası olacağını bilemem. 
Sana ikrram üzerime vacip olmuştur. 
Şimdi sana üç şeyle ilramda bulunmayı, mükâfatlandırmayı isterim. 
Dilersen seni vilayetine göndereyim (yani Kudüs 'e) harap olan yerleri tamir ettiresin. 
İstersen emanname vereyim ki, benim ülkemde, vilayetlerimden her nerede kalmak istersen orada kal, sana tazim ve ikram etsinler. 
İstersen benim yanımda kal, ikram ve hürmetin en üstününü bizzat ben yaparım, dedi.

Dâniyâl (Alehisselâm): 
-Benim beldem Kudüs rabbimin iradesine aittir. 
Onun sahibi O 'dur. 
Nasıl dilerse öyle olur. 
Emanname ise, benim ve iki arkadaşımın senin emannamene ihtiyacımız yoktur. 
Zira biz her nerede olursak rabbimizin emanındayız. 
Bizim halimize uygun olan burada kalmaktır, dedi.

Çünkü oradaki ahali puta tapınakta idiler. 
Onlan tevhide davet etmek, imana çalışmak için kalacaklardı. 
Bunun için orada kalmaları ilahi vahiy emriyle idi. 
Peygamberler Allah'tan emir almadıkça hiçbir karar vermez. 
İlahi emir olmadıkça da hiçbir yerde tebliğ vazifesi için kalmazlar.
Nitekim Kudüs'e gitmeyip Babil'de kalmalannın hikmeti çok geçmeden meydana çıktı.
Buhtunnasr'ın Daniyâl (Alehisselâm)'a ve iki arkaşına gösterdiği saygı hürmek çok sürmedi. Etrafındaki putperesler, beyler, meliki “atasından süregelen ilahlarına tapmaktan, inançlanndan ayrılarak, Dâniyâl’ın Rabbisine inanmakla tüm geçmiş ecdadını rencide ettin” gibi ifadelerle tahrik ettiler.

Bunun üzerine Buhtunnasr 60 arşın yüksekliğinde altı arşın kalınlığında büyük bir put yaptırdı. 
Babil'in meşhur meydanlıklanndan birinin ortasına diktirdi.
Bütün eyalet valilerini, meclis azalarını toplayarak şöyle bir kanun koydular: 
“Her kim, boru çalındığında bu putun (onların ifadeleriyle) ilahımızın önünde secde etmezse, şiddetli yanan fırına ateşe atılacak.” 

Sonra Buhtunnasr'ın adamlan gelip dediler ki: 

-Ey Melik, 
Her kim, boru çalındığında putun/ilahımızm önünde secde etmezse şiddetle yanan ateşli fırına  atılarak yakılacak diye kanun koymadınız mı? 
İşte Dâniyâl ve iki arkadaşı sizin kanununuza itaat etmiyor, ilahlarımıza secde etmiyorlar.

Buhtunnasr, Dâniyâl (Alehisselâm)'a:
-Sen ve arkadaşlarının benim ilahıma secde ve ibadet  etmiyormuşsunuz. 
İlahımzza kasten mi secde etmediniz? 
Şimdi, boru çaldığında secde ederseniz ne ala, yoksa şiddetlivyanan ateşe fırına atılacaksınız. 
O zaman sizin ilahınız sizi kurtarsın, dedi.

Dâniyâl (Alehisselâm): 
-Ey Buhtunnasr, 
Bu hususta sana cevap vermemize dahi hacetimiz yok. 
Bizim ibadet ettiğimiz rabbimiz, bizi senin şiddetli yanan firının ateşinden kurtarmaya kadir olduğu gibi senin elinden de kurtarmaya kadirdir. 
Ey Melik, 
Senin cehennemin bize cennet olacaktır. 
Biz senin dikliğin puta secde etmeyiz, dedi.

Buhtunnasr iyice gadaplandı. 
Dâniyâl (Alehisselâm) ve iki arkadaşını şiddetli yanan fırına atılmasını emretti.
Dâniyâl (Alehisselâm) ve iki arkadaşının ellerini ve ayaklarını bağlayarak elbiseleriyle şiddetli yanan fırına ateşe attılar.
Dâniyâl (Alehisselâm)'ı ve arkadaşlarını ateşe atarlarken, onları ateşe atanları ateşin alevi bir anda yakıp kül etti.
Buhtunnasr seyrediyordu. 
Birden fırlayıp ayağa kalktı ve: 
-Daniyal 'ı ve arkadaşlarını ateşe atanları ateş yakıp mahvetti, halbuki biz ateşe el ve ayakları bağlı olarak üç kişi atmadık mı? dedi.
Adamları: 
-Evet, dediler.

Melik: 
-Ben bağları çözülmüş ve ateşin içinde gezmekte olan dört kişi görüyorum. 
Onlara hiçbir zarar olmuyor ve dördüncü bir başkası da yanlarında sanki bir meleğe benziyor, dedi.
Bunun üzerine Buhtunnasr, yanan ateşe biraz yaklaşarak onlara hitaben: 
-Ey Yüce Allah 'ın kulları Daniyal ve arkadaşları, çıkıp geliniz', dedi. 
Dâniyâl (Alehisselâm) ve arkadaşları ateşin içinden çıkıp geldiler.

Buhtunnasr'ın valileri, müsteşarları vesair hep toplandılar, gördüler ki, ateş onların bir tüyünü
dahi yakmamış, vucütlanna asla tesir etmemiş, ateşin kokusu dahi üzerlerine sinmemişti.
Buhtunnasr, söze başladı ve dedi ki: 
-Daniyal ve arkadaşlarının ilahı mübarek olsun.
Meleğini gönderip, kendine tevekkül ederek, Melik'in emrini kabul etmeyip, Rablerinden başka
heykellere putlara ibadet ve secde etmediler ve vücutlarını ateşe teslim ettiler. 
Rableri de o kullarını ateşten halas etti. 
Şimdi ben emrediyorum ki, hangi ülkeden ve kavimden kim olursa olsun, Daniyal ve arkadaşlarının Rabbisine karşı uygunsuz bir şey söylerse, parça parça edilecek, evi de başına yıkılacak. 
Çünkü bu şekilde bir kurtarmaya ancak onların ilahından başka gücü yetecek ilah yoktur.
Bütün ülkemde, Daniyal ve arkadaşlarından daha üstün kimse yoktur" (Mir 'atı Kainat s. 154)

Buhtunnasr'ın Dâniyâl (Alehisselâm)'a bu sevgi ve saygısını gören Kralın etrafındaki meclis üyeleri yine Buhtunnasr'ı atasından gelen dini, Daniyal'ın sihirbazlığına inanarak terk etti diye itharn ve tenkit de bulundular.
Böyle olunca Buhtunnasr, yine sapıttı. 
Eski zulmüne dönüp Daniyal'a karşı tavrını değiştirdi.
Bu durumu fırsat bilen meclis üyeleri Melik'e: 
-Ey Melik! 
Şöyle bir kanun koyalım. 
Her kim, ilahlarımızdan başkasına ibadet eder, İlahlarımıza ibadet etmez, tapınmazsa arslanlar çukuruna atılarak parçalatılsın" demeyi kararlaştırdılar.
Böyle olunca Dâniyâl (Alehisselâm) evine çekildi, ibadetini evde yapmaya başladı.
Kralın adamlan Krala gelerek: 
-Ey Kral, 
Siz bizim ilahlarımıza ibadet etmeyen, başka ilahlara ibadet edenleri aslanlar çukuruna atarak cezalandırılacak, diye kanun imzalamadınız mı?
İşte, Kudüslü Daniyal bizim ilahlarımıza ibadet etmiyor. 
Günde üç kere Kudüs’e dönerek kendi ilahına ibadet ediyor. 
Bunun aslanlar çukuruna atılarak cezalandırılması lazımdır, dediler.

Hemen Melik'in meclis üyeleri bir araya gelerek Dâniyâl (Alehisselâm)'ın aslanlar çukuruna atılmasına karar verdiler.
Halkın ileri gelenlerini aslanlar çukuru başına toplanmasını emrettiler. 
Sonra Buhtunnasr ve meclis üyeleri aslanlar çukurunun başınırgeldiler.


Melik'in özel cellatlan Dâniyâl (Alehisselâm)'I getirdiler ve hemen çukurda bulunan arslanların
önüne atıverdiler.
Dâniyâl (Alehisselâm) çukura düşer düşmez erkek aslan çukurun yukrısından seyredenlere öyle homurdamyordu ki, çukurdan çıkabilse asıl onlan parçalayacaktı. 
Dişi aslan ise adeta bir sevgi örneği olarak Dâniyâl (Alehisselâm)'ı diliyle yalıyordu. 
Tam bu esnada birde baktılar ki, Dâniyâl (Alehisselâm)'m yanında bir kişi daha var. 
Gayet nefis yemekler sofrasında oturmuş yemek yiyorlar, tuluk içerisinde soğuk suda yanı
başlarında su içiyor, sohbet ediyorlar. 
Aslanlar da ikisinin etrafında sanki bekçiymiş gibi dolaşıp duruyorlar. 
Bu durumu görünce, şaşınp kaldılar.
Gelen bu zat, aynı asırda Şam'da bulunan ERMİYA Nebi (Alehisselâm) idi. 
Yemek ve suyu getirişini İbn Ebi'd-Dünya, Dâniyâl (Alehisselâm)’ı anlattığı bölümde Daniyal
Kıssası’nda şöyle naklediyor:

İbn Ebi'd-Dünya(Hadis Üstadı); Ebu Bekr Abdullah b. Muhammed b. İbn Ebi'd-Dünya el-Kureşî el Emevî'dir ki: tarihi konularda anlattığı bahisleri güzel olan zattır, diye hadis tarihçileri onu böyle tarif etmişlerdir. 
İbn Ebi'd-Dünya'nın ERMİYA NEBİ Aleyhisselâm'ın, Dâniyâl (Alehisselâm)'a yiyecek, içecek getirmesi için Şam'da Cenab-ı Hak'tan aldığı emirle gelişini anlatan bu metnin ketimlerini açıklayarak vereyim:

- İbn Ebi'd-Dünya dedi ki: 
-Ahmed b. Abdi'l A'lâ eş-Şeybanî, Abdullah b. Ebi'l-Hüzeyl, senedi dayanarak haber vermis demiş ki: 
-Buhtunnasr (Babil Kralı), Dâniyâl (Alehisselâm) 'ı getirip iki aslanın bulunduğu kuyuya aslanlar çukuruna attı. 
Aslanlar ona (Daniyal Alehisselâm) asla hücum etmediler, onu korudular. 
Epey bir süre aslanların arasında kaldı.(Allah dilediği zamana kadar) 
Yani, Aslanlar Daniyal (Alehisselâm) hücum etme şöyle dursun, günlerce aç bırakıldıkları halde korumuşlar dilleriyle adeta bir saygı gösterisi gibi yalamışlardı. 
Bu ise şüphesiz bir peygamberin mucizesinden başka değil idi.
Buna rağmen Buhtunnasr, Dâniyâl (Alehisselâm) 'ı hala çukurdan çıkartmıyordu ki, aslanlar iyice acıktıkları zaman belki parçalarlar diye bekleyip duruyordu. 
Dâniyâl (Alehisselâm) aç ve susuz idi. 
Bu esnada Şam'da bulunan ERMİYA (Alehisselâm) 'a Cenab-ı Hak vahy edip buyurdu ki: 
-Daniyal şu anda Babil'de aslanlar çukurunda aç ve susuz bekliyor. 
Ona yiyecek ve su hazırla, buyurdu. 
Ermiya (Alehisselâm): 
Ya Rabbi, 
Ben mukaddes yerdeyim. 
Daniyal ise Babil'de nasıl ulaşacağım, dedi. 
Cenab-ı Hak Celle ve Azze: 
-Sen hazırla, biz seni de hazırladıklarını.da hemen göndereceğiz, buyurdu.
Ermiya (Alehisselâm) yiyecekleri hazırladı, içecek suyu soğuk kalması için tuluğa doldurdu. Cenab-I Hak melekleriyle bir anda Ermiya (Alehisselâm)'ı yiyeceklerle beraber çukurun başına bıraktılar. 
Yukarıdan Ermiya (Alehisselâm), Daniyal (Alehisselâm)'a seslendi. 
Daniyal (Alehisselâm) selam verdi. 
-Dâniyâl (Alehisselâm) kimsin?" dedi. 
Ermiya (Alehisselâm): 
-Ben Ermiya Nebi, dedi.
Ve yanına indi. (Bu da ikinci mucize)
Daniyal (Alehisselâm) "Niye geldin"? dedi.
Ermiya (Alehisselâm): 
-Rabb Celle Şânühû, sana yiyecek ve içecek hazırlayıp getirmemi emretti, dedi.

Dâniyâl (Alehisselâm):
-Rabbim beni hatırlamış mı? dedi.
Ermiya (Alehisselâm):
-Evet, dedi.
Dâniyâl (Alehisselâm) dedi ki:
-Allahü Teala’ya hamdolsun ki, kendini zikredeni unutmayanı unutmaz. 
Ve O Allahü Teala'ya hamdolsun ki, kendinden rica edeni, dua edene cevap verir, istediğini verir.
Ve O Allahü Teala’ya hamdolsun ki, Rabbisine güveneni başkasına yükletmez, yük etmez,
ihtiyacı için başkasına muhtaç etmez.
Ve O Allahü Teala’ya hamdolsun ki, iyiliğe iyilikle ihsanda bulunur. 
Yapılan iyiliği karşılıksız bırakmaz.
Ve O Allahü Teala’ya hamdolsun ki, sabredeni necat ile mükafatlandırır, kurtuluşa ulaştırır.
Ve O Allahü Teala’ya hamdolsun ki, biz sıkıntıya düştükten sonra üzerimizden sıkınhmızı
kaldırır, ferahlığa kavuşturur.
Ve O Allahü Teala'ya hamdolsun ki, kötü amellerimizden dolayı, bizim korunmamız gerektiğinden bizi vikaye etmez zannettiğimizde o yine bizi vikaye eder, korur.
Ve O Allahü Teala’ya hamdolsun ki, bütün gücümüzün ümitlerimizin tükendiği bittiği zaman
ümidimiz gücümüz olur, diye duasını bitirdi. 
(İbn Ebi'l  Fida'nın Dâniyâl (Alehisselâm) 'a yiyecek getirmesini anlatan metin (el-İmam Ebi'l Fida İsmail b. Kesîr; s.461)

Netice olarak, Cenab-ı Hak, bütün peygamberlerini galip kılacağını vadettiği ilahi vadi tecelli
etmiş, Dâniyâl (Alehisselâm)'ı da galip kılmıştır.
Cenab-ı Hak, Kur'an-ı Kerim'inde şöyle buyuruyor: 
'İzzet ve celâlim hakkı için, Muhakkak ki, hem ben galip geleceğim ve hem de resullerim galip geleceklerdir. 
Şüphe yok ki, Allah Celle Celâlühû çok kuvvetlidir. 
Her şeyegücü yeter:' buyurduğu gibi olmuştur.
(Mücadele Sûresi, Ayet 21)

Sonunda Bubtunnasr, Allah'ın nebisi Dâniyâl (Alehisselâm) karşısında yani; hakkın karşısında hakka teslim olmuştur. 
Kıyamete kadar da böyle olacaktır. 




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder